Eosinophilic Granuloma

Hastalığın nedeni nedir?

Eosinophil, kanda bulunan beyaz hücrelerdir. Özellikle alerjik reaksiyonlarda sayısı artan bu hücreler mikroskopta çekirdeği koyu kırmızı görünümü pembemsi noktacıklar şeklinde görülür. Eosinophilik granulom ise bu hücrelerin alerjik veya paraziter nedenlere bağlı olarak bir araya gelmesi ile oluşan yangısal hücre kümeleri olarak tanımlanabilir.

Tüm kedilerde görülebilen ve Eosinophilic granulom kompleksi olarak adlandırılan hastalığa sebep olan etken belirsizdir. Oluşum nedeni tam olarak açıklanamayan hastalığın gelişiminde immun sistem yetersizliği yanında, allerjik bünye ve paraziter faktörlerinde etkin olduğu bilinmektedir. Örneğin aşırı duyarlılık (hipersensivite), böcek ısırıkları, arı sokmaları ve bakteriyel enfeksiyonların ortak etkisine bağlı olarak şekillenen lezyonlar eosnophilianın sebebi olabilir.

Nedensiz dermatitler olarak tanımlayabileceğimiz bu hastalığa bağlı oluşan lezyonlar tedavisi yapılmadığı ve kontrol altına alınmadığı taktirde oluşan yangının artması ve protein yapının etkilenmesiyle tüm vücudun etkilendiği yaygın dermatoz bir forma dönüşebilir.

Hastalığın gelişimi nasıldır? 

Kedilerde sık görülen bu hastalık granuloma kompleksi olarak tanımlanır. Bu kompleks ağrısız ülserler, eosinophilik plak ve linear granulomları kapsamaktadır.

Ülserler genellikle dil, dudak kenarları ve ağız mukozasında şekillenir. Belli bir ırka özgü olmayan bu ülserler her kedide görülebilir. Ancak orta yaştaki kedilerde ve dişi kedilerde daha sık rastlanılmaktadır. Bakıldığında kolayca görülebilen ve teşhis edilebilen doku yıkımları ile karakterize bu ülserlerin ileri aşamalarında, tümöral bir karakter (kanserojen nitelikte olup olmadığını anlamak için) kazanabileceği ihtimali göz önünde tutularak biopsi yapılması gerekir.

Eosinophilic plaklar alerjik deri lezyonları görünümündedir. Erythematous papul olarak da isimlendirilebilen bu plaklar genellikle genç kedilerde daha fazla görülür. Allerjik nedenlere bağlı olarak şekillenebilen ve kaşıntılı deri kalınlaşması ile karakterize olan bu plaklar göğüs bölgesi, karın altı ve bacak içlerinde görülmektedir. Pire alerjisine benzer bir klinik tablo vardır. Bu dönemde yapılan kan tahlillerinde kanda eosinophil sayısında artış tespit edilebilir.

Linear granulom veya Eosinophilic granulom linea olarak tanımlanan formda lezyonlar karakteristik olarak arka bacaklarda şekillenen inci tanesi görünümündeki sıralı nodüllerdir. Bu nodüllere çok nadir olarak dil, damak ve ağız mukozasında da rastlanılabilir.

Hastalık çoğunlukla lokal olarak bir bölgede görülebilmekle birlikte kompleks tarzında ülserlerin ve nodüllerin bir arada şekillenmeside mümkündür. Bu gibi kompleks durumlar hastalığın seyrini olumsuz etkileyebilir.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Lezyonun şekline ve vücuttaki konumuna bağlı olarak hastalığın belirtileri farklıdır.

Eosinophilic ülserler genellikle üst dudaklarda, ağız ve burun mukozasında ülseratif lezyonlara neden olur. Kemirici ülser olarakta adlandırılan bu lezyonlar geniş doku kayıplı, acısız ve kaşıntısız ülser odaklarıdır. Önceleri kızarık şişkinlikler halinde olan bu lezyonlar neminde etkisiyle zamanla kahve yeşil çukurluklar veya tabakalar halini alır. Ülserasyon yavaş gelişir ancak oldukça şiddetlidir. Dudak ülserlerinde lezyonlar genellikle üst dudağın ortasında ve burun ucunda şekillenmekle birlikte vücudun diğer bölgelerinde de rastlanılabilir. Özellikle kulak kepçesi ve pati altlarında şekillenebilen bu lezyonlar dermatitis görüntüsündedir.

Eosinophilic plaklar değişik formlar ve şekillerde vücudun tüm bölgelerinde görülebilmektedir. Bazı kedilerde gövdede simetrik bantlar şeklinde görülebileceği gibi ağız boşluğu, burun üzeri, kulak kepçesi ve patilerde sınırlı papüller, nodüller yada plaklar da görülebilir. Plaklar birbirleri ile birleşerek yaygın bir görünüm alabilir. Çoğu zaman kızarıklık ve kaşıntı ile birlikte görülen bu lezyonlar atopik dermatitis görünümündedir.

Linear granulom genç dişi kedilerde daha fazla görülür. Nodüller dil ve damakta da görülebilir. Oral formunda sarı, pembe renkli yuvarlak şekilde görülen nodüller arka bacaklarda daha farklı şekil ve renkte görülür. Çoğunlukla uzun, kuyruklu yapıda bant şeklini andıran bir formda dizilen bu nodüller sarımsı, kırmızımsı bir renktedir.

Genel olarak lezyonlar bulundukları bölgeye göre farklı yapıda, farklı şekilde ve farklı renklerde olmakla beraber nadirde olsa bazı vakalarda her üç form aynı şekil ve renklerde görülebilir.

Eosinophilic granulom kompleksinin tanısının konulması sırasında trauma, neoplazm, paraziter ısırıklar (pire,sivrisinek gibi) ve buna bağlı hipersensivite, kedi çiçek hastalığı, atopi ve gıdaya bağlı allerjiler göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca ülseratif lezyonların altında yatan etkenler feline leukemia yada feline T-lymhotrophic virüsleri gibi bağışıklık sistemi baskılayıcıları da olabileceğinden teşhis sırasında göz önünde bulundurulmalı ve ayırıcı testleri yapılmalıdır.

Hastalığın tanısının yapılmasında spesifik lezyonlarla belirginleşen klinik bulgular çoğu zaman yeterlidir. Deri kazıntıları ve siolojik inceleme tanıda yardımcı olan testlerdir. Ancak kesin teşhisi için biyopsi ve histopatolojik inceleme gerekmektedir. Ayrıca FIV (Feline Immunodeficiency Virus)hastalığında görülen oral semptomlar hastalığın spesifik lezyonları ile benzerlik gösterdiğinden ayırıcı tanıda dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır.

Sonuç

Klinik olarak tanısının kolay yapılmasına karşın sürekli nükslerin görülebilmesi ve lokal semptomatik tedaviyi gerektirmesi hastalığın tedavi sürecinin uzamasına neden olsa da genel olarak tedaviye olumlu cevap alınır.

Bireysel olarak bağışıklık sistemin vereceği tepkiye bağlı olarak tedavinin süresi kediler arasında farklılıklar gösterebilir. Lokal uygulamalar, medikal tedavilerle tam bir iyileşme sağlanabileceği gibi yapılan diyet düzenlemeleriyle ve oluşumuna etken faktörlerin (bakteriler, parazitler gibi) elimine edilmesiyle hastalıkta kendiliğinden iyileşmeler görülebilir. Ancak şartlar değiştiğinde nüksetme olasılığı oldukça yüksektir.