Ne Zaman Hayır Denmeli?

Yüzyıl önce Rus fizyolog Pavlov hayvanların öğrenme yöntemleri üzerine araştırmalar yaptığında bir köpeğin tehlikeden kaçmadan önce ayının pençelerinin derisine geçmesini bekleyecek olursa asla hayatta kalamayacağını söylemiştir. Buradaki gerçek basittir. İşaret düzeltmeden ya da ayı durumunda cezadan önce gelmelidir.

Köpek eğitiminde biz ne yaparız? Testi kırılmadan çocuğu dövmek misali önce boğma zincirini çeker ardından köpeği uyarırız. Tüm uzmanlar bunu önerse de "sağ duyu" olarak kabul edilen bu kural köpek için aslında "doğal" değildir.

Her kapı çaldığında kapıya havlayarak sizden önce koşturan bir köpeği ele alalım. Kapı çaldığında köpek kapıya fırlarken önce cezalandırıp ardından "Hayır" denmesi mi yoksa önce "hayır" ile uyarılarak sonra cezalandırılması mı daha etkili olacaktır ? İkinci durumda bir daha ki sefere "Hayır" dendiğinde dönüp bir kez daha düşünmek için iyi bir nedeni olacaktır. Böylece uyarıldıktan sonra istenmeyen davranışı devam ettirdiğinde cezalandırılacağını bilecektir.

Bu tutumun tutarlı ve devamlı olması ayrıca önemlidir.

Asla unutulmaması gereken şey ise ardından yapması gereken hareket için ödüllendirilmesi itaatin, kendi başına hareket etmesinden daha keyifli olcağını pozitif yönlendirmeyle ona anlatılması olacaktır.

Kapı çaldığında otur ve bekle komutu ile misafirleri içeri buyur etmek ilk heyecanı kontrol altına alırken eğer çok huzursuz ise misafirlerce önce görmezden gelinmesi biraz sakinleştiğinde ise sakin ve dostane olabilecek her tavrı için misafirler ve sizce sakince ödüllendirmesi eve gelenleri pozitif olaylarla bağdaştırmasına neden olacaktır. Bu süreç zaman alabilir. Bu nedenle acele edilmemesi gerekir. Aşırı duurmlarda misafirler köpeği tamamen görmezden gelirken belli etmeden yere küçük ödül yiyecekleri düşürerek köpeği misafirlerin varlığına olulu yönlendirmeyle alıştırılabilir. Köpeğin uyması gereken tüm komutlar uzun egzersizler gerektirebileceğinden gerektiğinde hepsi ayrı ayrı çalışılmalıdır.

Bu makalenin bazı kısımları Gary Wilkes'in 1997 tarihli aynı konulu yazısından alınmıştır.